Hayatınızdan silinmiş dertlerinizi düşünün.. Aklınıza geldiğinde ilk defa dinlediğiniz bir Rach konçertosu niteliğinde değil de; 2 sene önce çıkmış olup da artık tiksindirici gelen bir pop müzik tadında olacaktır yarattığı his ki adam da yıllar önce söylemiş zaten "En fazla bir yıl sürer yirminci yüzyıllarda ölüm acısı" diye... Önemsemeyeceksiniz, üzerinde durmayacaksınız, aklınızdan bir an önce çıkıp gitmesini dileyeceksiniz ve belki de "ne kadar ahmakmışım" diyeceksiniz kendi kendinize.
Gelelim asıl meseleye.. İstemsizce beynimizi kasıp kavuran şu anki dertlerimiz için de bu kuralı uygulamak mümkün müdür?
Kesinlikle mümkündür..
Çünkü daima iki sonuç vardır. Ya iyi bitecektir ya da içinden çıkmayı bir türlü başaramadığınız durum daha da fenalaşacak; yarattığı sonuç farklı bir konuda hassasiyet oluşturacaktır.
İyi biterse mesele yok... Bünyenize hızlıca hükmeden "ahmak"lık duygusuyla kendinize gülümsemeniz kaçınılmazdır.
Olay kötü biterse..
Aslında beklediğimiz sonucun aksine bir durum olmuşsa da mesele yok... Neden mi?
Birincisi o beynimizi kurcalayan sonuçtan daha kötü bir meseleyle karşı karşıyayızdır.
İkincisi de kimse olayın başında "Acaba beklediğim gibi sonuçlanmazsa daha çok üzülür müyüm?" diye düşünmez. Ben böyle bir düşünceye sahip olan kimse görmedim. Bir de şu var ki; umut asla tükenmez... İnsan ilk başta önemseyip kendine sorun ettiği şeyi hatırlar mı? Hatırlar. Ama söyledik.. Artık sorunu farklıdır, önemsemez. Sandal'dan Araba olmuştur o.
Eee? O halde insan neye üzülür? Niye üzülür? Oluşan belirsizliğe.. Olay aslında bundan ibarettir. Zaman ne kadar silip süpürse de her şeyi, -bunu biliyor olsak dahi- alıkoyamayız hiçbir şekilde kendimizi kahretmekten..
Geriye kaldı bir de keşkeler... E bi "keşke" de insanın hayatını bu kadar mahveder mi canım, demeyin!..
Eder...
Son olarak hayal kırıklığının ardı arkası kesilmeme, yaşam tarzı haline dönüşme ihtimali var ki... Onu da yaşadığımda anlatacağım.
SrC
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)