Şimdi bu yazıyı okuyan beni fanatiğin önde gideni sanacaktır, ama alakası yok. Artık yavaş yavaş yaşımı başımı aldığımdan mıdır nedir, yoksa artık eskisi gibi olur olmadık şeylerin beni şaşırtmadığı ya da heyecanlandırmadığından mı bilinmez, kör bir fanatik değilim futbol konusunda.Yaklaşık 11 yıldır futbolla yakından ilgiliyim. Bunun 4 senesinde kombine sahibiydim, maç kaçırmıyordum. Hala kaçırmıyorum gerçi, ama stada gidiş sayım son 3 senede 5'i geçmedi.
Kısa kesip sadede geleyim; Artık bu saatten sonra beni kendi tuttuğum takım dışındakiler ilgilendirmiyor. Bu sebeple diğer takımların maçlarının özetini dahi seyretmiyorum.
Ancak bu hafta boş zamanım vardı, evdeydim, dedim şu Hacettepe-Fenerbahçe maçını bir seyredeyim, belki güzel maç olur. Seyretmemle sinirimin tepeme çıkması bir oldu. 1995-2000 yılları arasında el classico'yu kaçırmazdım hiç. Kalbim tabi ki Katalan ekibinden yanaydı. Halkın takımı diyin, Real Madrid'in kendini bi bok sanan kraliyet takımı olması diyin... Bir çok sebep vardı Barça'yı desteklemek için. Abelardo'yu renkli gözlü Hierro'ya tercih ederdim. Barça halktı, Barça bizden biri gibiydi.
Daha o zamanlardan Real Madrid'in solbeki rahatsız ederdi beni. Hali, tavrı, jestleri, mimikleri... Herkes ne sempatik adam derken, hararetle karşı çıkardım, adamda inceden inceye bi kıllık var diye. Hakemle oynardı, karşı takım oyucularına aşağılarcasına bakardı vs. Kelimenin tam anlamıyla 'antipatik' sıfatının açılımıydı adam. Figo'nun (O zamanlar Katalan halkının gözdesiydi satılık piç) bu selpak satan çocuğa benzeyen pisliğe attığı her çalımda, verdiği her ayarda bir huzur kaplardı içimi. Hatta sensible'da en pahalı ve en iyi gözüken solbek olmasına rağmen hiçbir zaman takımıma transfer etmezdim. Sevemedim bir türlü.
Keltoş seneler sonra Fenerbahçe'ye transfer oldu. Sempatik tavırlar, sürekli sırıtan bir surat, etrafa dağıtılan mavi boncuklar... Sırıtan sıfatına hayran oldu herkes, ne güzel adam dediler, tam bir brezilyalı.
Ama a.k keli beni yanıltmadı, yan hakeme attığı suyla karakterini ortaya koydu ilk haftalarda. O olayın ardından anlam veremediğim, 'aslında o suyu bilerek atmadı hakemin suratına' diyen denyolardı. Bir insan böyle bir şey iddia edecek kadar gerizekalı olabilir mi? Ya da karşındakini bu kadar salak zannedecek kadar kendinden geçebilir mi? Garip.
Hacettepe-Fenerbahçe maçının sonunda yaptığı hareketlerle karakterini bir kez daha gözler önüne serdi. Biz futbolu bu gibi adamlar yüzünden sevmedik; fantastik gollere imzasını atan bu pisliği değil, gariban suratlı Abelardo'yu sevdik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder